HANDESCHANDE

Hakkımda




Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* BENİM GEZDİKLERİM
* evcini
* simiole
* devletsah
* eindhovenhavadisleri

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım


Ordan Burdan Şurdan

Eşim orda, ben burada iş için bi kaç heyet geldi haftasonu onlar Çeşme'de, sen de git diyen var, en yakın arkadaşlarımdan İstanbul'dan Ankara'ya gelen var. Ben birazcık bu teknolojinin hızı sayesinde orda burda olmaktan, sevdiklerimden ayrılmaktan yoruldum, herkes benimle olsun zar zor yolculuğa çıksın, yolculuklar uzun sürüp gözlerde büyüsün. Ben de her Türk insanı gibi seyahat etmeyi  çok severim, ama tek farkım bir yere varmayı değil arabayı otobüsü gemiyi o an orda bulunmayı, gerçekten seyahat halinde olmayı çok severim. Nuhun gemisi gibi bir gemi olsa bütün herkes oraya dolsa yolculuk başlasa, sonu da olmasa. Bu aralar anlayacağınız üzere ben yalnızım, aklımda hep sorularım, işim ne olacak taşınacak mıyız çocuklarımız mı olucak. İnsan “bi evlendi bi de çocuğu oldu mu” belirsizlik olmaz sanıyordum, ama belirsizlik ömür boyu , önemli olan başa çıkabilmek belirsizliklere rağmen mutlu yaşayabilmek. İşte ben böyle belirsiz ve de kararık olduğum anlarda biraz daha mistik dini konular düşünmenin faydası olacağına inanırım, dünyada sadece bir nokta olduğumu, nokta olarak dert ettiğim konun da noktadan küçük olduğunu düşünürüm. Öbür dünyayı cennet cehennem kavramını gözden geçirir, her seferinde Kuran-ı Kerim'i Türkçesinden okumaya karar veririm, ama bana bu kararı tamamlamak bir türlü kısmet olmadı. Haa bu durumlarda aklıma bi de hep şu gelir Mevlanayla ilgili bir toplantıya katılmıştım, herkes Mesnevi'den çeşitli hikayeler anlatıp derinlemesine incelerken birisi kalkıp şurda oturan kaç kişi gerçekten tüm Mesneviyi baştan sona okudu demişti, ama açık sözlülükle cevap vereceksiniz diyince sadece bir iki parmak kalkıvermişti. Sonra olay şu sözle tamamlandı, herkes Mevlana hakkında konuşur ama Mesneviyi okumak çok az insana nasip olur .

 

Biz çok güzel bir tatil yaptık, böyle güzel yerler varken neden doğası kötü bir yerde yaşıyoruz anlayamadık. Çoook düşündüm durdum orda yaşayanın da hayat burada yaşayanın da neden bizimki kalitesiz ortamda hayat.

 


Tarih: 10:29, 21/5/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Sinek ve Anne

Çok güzel bloglar var, hayatı olduğu gibi aktaran, ekstra romantiklik, kendini gösterme yok. Edebiyat mı bunlar bilmiyorum. Biz okudukça derinlikten mi sığlaşıyoruz anlamıyorum, ama ben sıfır gösteriş, kendi hayatımızı anlatan, esprili blogları çok seviyorum. Acaba ilerde bu bloglardan ünlü birileri çıkacak ve de diğer nesillere aktarılacak mı çok merak ediyorum.

Sanırım, gerçekten sığlaşıyorum. Eskiden ağır konulu filmleri severken, şimdi romantik komedilerden etkileniyorum. Cameron Diaz Ashton Kutcher ikilisinin filmi çok eğlendirdi beni. Diyorum ki acaba anne hormonları mı salgılıyorum, yaşım geldi, evliyim, belki de annelik, çocuk olmasa da başlayan bir süreç, ortada bebek yok, ama ben gittikçe dönüşüyorum. Dizileri izleyip basit filmlere gülüp, piyasa kitapları birbirine tavsiye edip, teknolojiye biraz uzak ve de her konuda yüzeysel bişeyler söyleyip, araba kullanmanın üstünlük sayıldığı  dünyanın bir ferdi de ben mi oluyorum.

Keşke, Kafka'nın dönüşümü sineğe değil de anneye versiyonuyla yazılsa, bende belki bişeyler katabilirim. Haa bu arada sinek diyince geçen gün sinek filmine denk geldim yılar öncesinin korku filmi şimdi komedi. Bir hayli açık sahneyi de içinde barındırdığını farkettiğim film, gerçekten bence biraz da Kafka'dan esinlenmiş bazı yerleri güldürürken düşündürücü, Nasrettin Hoca misali. Tam bu bağlamda, keşke çocukken etkilendiğim bütün filmleri baştan izleyebilsem dediğim anda  tvde India Joneslar yeniden başladı bence kaçırmamalı.

 

Not: Gazetede haber var, Afrika'da sinek sokmasından ölen bir Türk vatandaşı. Ayrıca tüm annelerin anneler gününü burdan kutlamalı. 

 


Tarih: 13:01, 13/5/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Yerimiz mi Dar Yoksa Ne Var

Aslında çok konu geldi geçti, hep yazasım geldi, ama yanımda bilgisayarım eksikti, hatta ufak bir defterle kalem bile eksikti, not alamadım, alamayınca da bi kısmını unuttum gitti. Ama aklımda best ofdan bi kaç seri. Örneğin geçen bu dönemde bir içim rahatladı bir daraldı. İçim şöyle rahatladı; Özbekistan’dan geldiğimden beri sürekli üst üste oturuyoruz hissi, Türkiye’de kısıtlı yer var, o yüzden sıkışmalyız düşüncesi. Bilmem tam anlatabiliyor muyum, bu hissi. Özbekistan’dan dolayı oluştu diye düşünüyorum, çünkü orda müstakil evleri, şehrin içinde koca koca geniş parkları görünce, bizde olmayışının sebebini yerimizin darlığına bağlamışım, ben bi şekilde bu hisse kapılmışım. Bi de su sıkıntısı bende paranoya başlatmış  olabilir, birşeyler sürekli kısıtlı olucakmış gibime geliyır. Neyse ne bu daralmışlık hissimin bi kısmını Ankarayı, İstanbul’u ve de hatta aradaki tüm mesafeyi tepeden görünce  attım. Şehirlerden sonra geniş geniş boş alanları görmek beni ferahlattı. Oh be daha bir hayli yayılabiliriz, bende bu hissi oluşturan sadece çarpık kentleşmeymiş. Uçakta cam kenarına oturmak o yüzden benim için çok faydalı.

 

Toplamda 10 saat kaldığım İstanbul’da da duygularım karıştı. Önce garip bir mülakata girdim, çok basit bilgisel soruları bilemeyince yerin dibine girdim, yine de başı eğmeyeyim derken kendimi çoooook ezik hissettim, oysa ben gerçekten çalışkan birisiyim, neyse benim bi mülakat zayıflığım var şu ana kadar hiçbir mülakatı geçemedim.

 

Ben yerin dibindeyken Burcu tuttu çıkardı elimden. Aldı götürdü beni Taksim’e. Beyoğlunu dükkan, dükkan adım adım gezdik, yağmur yağdı, herkeste renkli şefaf şemsiyeler açıldı benim çok hoşuma kaçtı. Uzakdoğu fizyonu mu desem yoksa direk Uzakdoğu veya direk Füzyon mu desem  mutfaklardan birinde wagamamada bana yemek ısmarladı (aslında bir yemeğe bir yemek bedavaydı gnctrkcll) fasulyeleri çekirdek gibi çitletti, üstüne geziistanbul choccolate shopta bir de sıcak çikolata içirdi, elime de bir Beyoğlu çikolatası verip beni otobüsüme bindirdi, aslında ben üzgündüm ama otobüs kalkarken yüzümde sadece bir tebessüm.

 

İstanbul’da insanlar daha konuşkan daha hoşsohbet, sanırım beynim biraz da taşınmak için kuruldu, o yüzden İstanbul bu sefer gözüme farklı güzel göründü. En azından üst üste oturuyoruz geçiverdi.

 

Burçak geldi çoook zaman oldu görüşmeyeli eski yaralar depreşmeyeli. Bilkent’te stand açması nedeniyle zorunlu olarak katıldım bu sene bahar şenliğine. Eskiden bahar şenliği geldi mi içimi heycan kaplardı şimdi biraz nostalji veya melankoli. İnsanlar bana gerçekten çok genç geldi.

 

Haa bi de benim doğumgünümdü tüm dostlar Laternada yemek yendi, bir gün öncesinde de kocam beni Trilye’ye davet etti. Bence Ankara’da balık İstanbul’dan daha güzel, hele Trilye en güzel, hiç hesabı düşünmeden doğumgünüm nedeniyle en güzel balıklar, en güzel mezeler, sınırsızca yendi. Suflenin üstünde ufak bir mum üflendi. 20ler bitmek üzere 30ların derdi biraz beni gerdi.

 


Tarih: 11:57, 13/5/2008
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

Bu arada sabah dolmuşta dolmuşun önüne şoför maviline (bu kelimeye itiraz eden zeynep yüzünden mahalli olarak değiştiriyorum, ama ikisi de bana pek bisey ifade etmiyor, amacım şoförün yanındaki koltuk demek) oturmuştum ki arkadan artık bayanlar da öne oturuyor gibi mırıltılar duydum ne var biz hep başkalarıyla yan yana arkada oturmak zorunda mıyız en önde mis gibi kulağımda kulaklık elimde kitap geliverdim işime kime ne kime ne.


Tarih: 09:49, 25/4/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

CUMA

Genelde Can Dündar'ı seven ben, Ayşe Arman'a verdiği röportajda kendisini biraz geyik bulmakla birlikte, yine de son izlediği ve çok beğendiği filmi izleyeyim dedim. Bel fıtığımın nüksetmesiyle birlikte tüm haftasonu ve de 2 gün çalıştıktan sonra, çöle inen rahmet 23 Nisan tatili de dahil, evde toplam 7 film izledim. Gerçekten en çok referansı Can Dündar olanı Uçurtma Avcısını beğendim. Şu an farkettim ki resmi kurumda çalışmak tüm bünyeme işlemiş, çünkü soyadları büyük harfle yazmak bende alışkanlığa dönüşmüş, sürekli silip tekrar düzeltiyorum, ilk harfi küçük gerisini, büyük yerleştiriyorum.

Belki Kabil'i bir hafta da olsa gördüğümden belki de senaryonun gerçekten çok etkileyiciliğinden beynimden vurulmuşa döndüm. Bana biraz Kaşağıyı hatırlattı film, Kaşağı ancak büyükler için, ama o sırada farkettim ki Kaşağının konusunu hayalmeyal hatırlamaktayım. Açtım googlea baktım yeni tabirle googladım. Okuyunca çocuklar için biraz fazla olduğu düşüncesi beynime gark etti  (bu gark etme kelimesini hayatımda ilk defa şu anda kullandım gark ne demek onu hatırlamamaktayım.). Sanırım bu kitaplar bizim kuşağı biraz arabesk bir hale getirdi.  Neyse bi de üstüne kefareti izleyince yalan söylemenin kötülüğü beynime kazındı, hatta geçmişte söylediğim her şeyi, düşünüp acaba blogumdan tek tek tüm yalanları da mı yayınlasam diye düşündüm ama zaten söylediğim bi kaç önemli yalan ortaya çıktı ve de ben bi arkadaşımı sırf o yüzden kaybettim, yani anlayacağınız hesabımı verdim. Kefaret de beni bayağı kesti görüntülerin her biri kartpostal sahnesiydi, ama Keira Knightley’nin inceliği azıcık midemi bile bulandırdı, ya da bende savunma mekanizması başladı. Çok şükür Salı gibi görünen bugün aslında cumaydı.

 

 


Tarih: 09:48, 25/4/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Shortcut to Happiness

Bi çay kaşığı hastalığı başladı bende, evde tam 6 düzine, cam, demir, kesme, üstelik affedersiniz ama ben çayı şekersiz içerim de.

 

Akşam yemeğe gidicez biz, Babaanneye, fasulyeleri yumurtayla kavuruyormuşsun yufkanın arasına sarıp yiyormuşsun, İnşallah sarıp yiycem ben de.

 

Benim gündemde 2 kitap var biri Allah’ın Kızları yeni başladım, güzel mi çirkin mi anlama aşamasındayım, bi de Almanca başarılı kadınlara yanlış erkekler, yaklaşık 5 sayfasını yüksek sesle okuyorum hergün evde, yüksek sesle, ağzım telaffuza alışsın diye. Ne zor telaffuz kelimesini telaffuz etmek bilerek mi seçilmiş bu kelime. Neyse eşim çok şikayetçi bu durumdan elimde kitap sürekli yüksek sesle. İngilizce öyle değil ama Almanca okurken bi de havam değişiyor, okudukça okuyasım geliyor. Şimdilik işte böyle.

 

Sanırım bu yazı biraz da geçen gün izlediğim Kiss Kiss Bang Bang filmine benziyor. Filmde alakasız bir sahne giriyor, sonra anlatıcı aaa pardon sırasız anlattım, bu konuya daha soınra tekrar geleceğim diyiveriyor.

 

Son olarak Shortcut to Happiness filmini izledik oyunculara güvenip Alec Baldvwin, Anthony Hopkins bi de Ghost Whispererdaki kız, ama aldandık film boyunca tek güzel şey olarak şunu anladık, there is no way a shortcut to happiness.

 

Herkese iyi çarşambalar.


Tarih: 17:30, 9/4/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

BEKARA ARKADAŞ OLMAK KOLAY

Ben 6 ay dedemle yaşadım, dışardan çok tatlı ama içerden bazen de biraz huysuz olabilen bi insandı, aramızda garip bi sevgi vardı, o bana anlattığı hikayeleri bir daha bir daha anlatırdı bende başımda bir büyüğün olmasının verdiği mutluluğu onunla yaşardım. Allah’a şükürler olsun böyle bir dönem birlikte yaşadık. Çok çocuklu çok torunlu ailenin dedesi olmasından dolayı biz küçükken , dedemle tek başına parka sinemaya falan giden bi aile değildik. Ben iş bulamadım ve bulduğumda da başka şehirde olması nedeniyle dedeme sığındım, bu sayede ikimizin arasında özel bişeyler oldu. Dedem vefat edeli 3 sene oldu, arada bazı şeyleri gördüğümde onun anlattığı hikayeler aklıma geliyor, sonra benden başka kimse hatırlamadığı için paylaşılamadan aklımdan çıkıp gidiyor. O zamanlardan bana bi kan çekmekle ilgili düşünce yapısı yerleşti. Farklı insanlar olsak da aynı aileden olmanın bağlayıcılığı beynimin bir çekmecesinde gizlendi. Şimdide aynı aileden olamasak da eşimin ailesinden insanlara da kanın çekebilceği devresi ayrı bir çekmeceye yerleşti. Eşimin babaannesiyle konuşmak bana dedemle olduğum zamanlardaki tatmini geri verdi, ama içimde hep bir kaybetme duygusu.

Bu konulara nereden geldik yağmurlu bir Ankara gününde can sıkıntısından geldik ve de Cuma günü eşimin ailesiyle yaşadığımız one fine dayden geldik.

 

Ben Özbekistan’dayken arkadaşlarımı çok özlerdim, buraya gelince herkesin kendine ait bir hayatı olduğunu görünce aslında uzakta olmakla yakında olmanın çok fark etmediğini hissettim. Orda arkadaşlarım yanımda olmadığı için mutsuzum gibi gelirdi, fakat burada çoğu zaman birbirimize birebir zaman bile ayıramıyoruz, orda çemberin dışında hissetsem de burda da çemberin kıymetinin çoğu zaman farkına varamıyoruz. Yani ya dışındasındır ya da içinde doğru değil, içindeyken de dışarıda gibi hissedebiliyorsunuz. Ben ne diyorum ya.

 

Aslında şunu diyorum ben burada çok mutluyum sabah uyanınca eşimi yanımda görüyorum, istediğim zaman ailemle görüşüyorum, artık ailemle zıtlaştığım günler geride kaldı birbirimizin kıymetini de biliyoruz, hatta kardeşimle bile arkadaş gibiyiz. Her görüştüğümüzde şükürler ediyoruz, üstüne üstlük bisikletim de var eymir gölünün etrafında doyasıya huzur da, tek olmayan bu aralar arkadaşlarımı özlüyorum. Herkesin kendisine göre bir hayatı var ve de evli olunca hele de mutlu bir evlilik olunca dışardan bakınca başka bir ihtiyaç yok gibi geliyor, oysa ki evlensek de mutlu da olsak insan aynı insan kalıyor, paylaşacak arkadaş arıyor. Arkadaşlar genelde kara günde birleşiyor mutlu günlerde seni mutluluğunla bırakıyor. Benim bu aralar iyi gün dostu eski arkadaşlarımla buluşup sohbet etmeye ihtiyacım var, geçmişten konuşup cafemizde hayal salatası yemeye. Bu biraz da evli kızların arkadaşlarına serzenişi olsun evli kızların bekar arkadaşları evliler zaten mutlu diye onlara özel plan yapmıyorlar, bazı şeylerin yanına onları ekleyiveriyorlar ama biz evlilerin de arkadaşa ihtiyacı var. Şaka ya da geyik değil benimle aynı duyguları paylaşan yeni evli iki arkadaşım daha var. Bizlere randevu verip buluşan çok az arkadaşımız var.

 

Bıktım artık geçmişe özlemden desem de kendim de bazen kaybolup hayal salatası cafemiz diye lise yıllarına özlem dizsem de aslında gerçekten geçmişe özlemle ilgili bir sorum var. Kırtasiyeler nerde?

Biz bu haftasonu doğum günü kutladık, üst üste bi kaç tane, arkadaşlarla, aileyle eve giderken bi defter kabı alayım da şu hediyeyi kaplıyayım dediğim anda başladı bende bir özlem kırtasiyeye. İçinde blok flütten çıkartmalara arı mayalı silgilere spiralli sipiralsiz defterlere rastlanan kırtasiyeler nerde ben yol üstünde hiç göremedim artık bütün bu şeylerde mi süper marketlerde.

 

Tüm bunların dışında bu doğumgünlerinin birinde cilveli meyhaneye gittik, ben bu tür eğlenceleri pek sevmem, bi de bunu söylemeye çekiniyorum bu konu yüzünden dışlanmaktan korkuyorum, ama gördüğüm fakir yerlerden böyle eğlenceler için giden çok paraya üzülüyorum. Ona gelene kadar çok şeyden kısabilirim diyebilirsiniz ama yemek de güzel olmayınca sadece eller havaya beni biraz üzüyor., uyumsuz olmamak için bazen sesimi çıkarmayıp eğleniyor gib yapıyorum. Benim için eğlence ya yeni yerler, yeni şeyler görmek veya yemek olucak ya da arkadaşlarla muhabbetde kafalar kaybolucak. Ancak bu defa bende kurt murt kalmadı kafam da sanatçının söylediği şu söz kaldı herkesin oynayacağı bir göbek havası vardır ben kendinize bakın dediğimde kendinize inanamıycaksınız,  işte eğlence böyle başladı kendimize baktığımız anda masa eşimle benim ayaklarımın altındaydı.

Gerçekten herkesin göbek atacağı bir oyun havası var mı?

 


Tarih: 17:39, 7/4/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Bi korum, istikamet Çorum

Ben çok kilo aldım. Kilo konuşmaktan şikayetçi bi insanım, ama artık konuşmak zorundayım. Çok güzel günler geçirdikçe yedim, yedikçe güzel günler geçirdim. Bugün itibariyle diyet olayına girdim, şayet yazılarım biraz depresif, biraz hüzünlü olursa beni mazur görün. Spor artı diyet belki biraz veririm. Çok kilo aldım ama çok da üzgün değilim, kendime böyle bir süreç verdim, kafama yemeği takmadan yedikçe yedim. Çok güzel bir haftasonu geçirdim , yol üstünde yöresel ne varsa aldım, yedim, ballı pideler, testi kebapları alabalıklar, kurumuş tüm meyveler diyeyim, tatlılara hiç girmediğimi düşünerek, gerisini siz düşünün.

Biz Ankara çevresini tekrar keşfe çıktık. Olur da göçersek yaza buralardan, görmediğimiz yer kalmasın diye. Haftasonu yine Ihlara Vadisi'nde Melendiz'in sesini dinledik, kenarında alabalık yedik, Avaonosta çömlek yapıp Ürgüp’te konakladık. Eğer siz de Ürgüp’e gider, bir de konaklayalım derseniz, harika bir otelimiz vardı, adı da Elkep Evi (beni tanıyanlar facebooktan inceleyebilir). Peribacalarının içindeki otelde peri gibi uyuyorsunuz, sonra peri şişmanlıyor, çünkü mükemmel bir manzara eşliğinde mükemmel bir kahvaltı sizi bekliyor.  Mardin’e gittiyseniz oralara benzer bir havası var, sadece manzara Mezopotamya yerine peribacaları. Peribacaları, üzüm bağları, Hasan Dağı, güneşin batışı. Abant’ta atlarla gezmek gibi kısa ve turistik bir tur zannettiğimiz halde atv kiralamayı denedik, tam da macera orda başladı. Kumların tepelerin peri bacalarının, bağların yol olmayan engebelerin üstünden tüm Uçhisar ve Göreme'yi gezdik. Ben araba kullanmıyorum herkes neden diye sorsa da gerçekten şu an için ihtiyaç duymuyorum. Yemek yaparken neden mutfak robotu kullanmıyorsun demek gibi kullanmıyorum, çünkü şu anda arabaya muhtaç işlere girmiyorum. Neyse konu dağıldı gereksiz bir turistik aktivite görünse de aslında Kapodokya’yı tanımak için en ideal faaliyet ATV. Hatta araba kullanmak yerine de ATV , ama şimdi düşündüm de çok mu ses çıkarıyor ne.

 

Aslında Asmalı Konak evini, testi kebabının nasıl yapıldığını falan yazıcam ama işim başımı aşmış, çok gezen mi, çok okuyan mı aşmış.

 

Yolda Aksaray’da durduk, ben oralılara gelin gittiğim için böyle tercih ettik. Aksaray’ın ünlü pidesinden yedik, gerçekten güzel bir mezarlıkta eşimin akrabalarını gezdik, ama siz Kayseriye kadar gidip bir mantı yiyip de dönebilirsiniz. Bundan sonraki haftalarda bizim istikamet Çorum.

 

 

 

Not: Bu arada sabah kötü bi şakayla bir nisan olayını hatırladım, hepinizin bir nisanı kutlu mu olsun denir, bir nisanda ne denir. Bi de Ürgüp'de balonu denemeyi istedim ,ama 150 Euro, Ankara İstanbulu uçakla giderim diyince herkes, ben de kendimi frenledim, evlenme teklif etmek isteyenler bence düşünebilir.


Tarih: 14:41, 1/4/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

I WANT TO RIDE MY BİCYCLE

Eduardo Capatillo falan diyince birazcık eşimi mi incittim, esas güzel konuya da değinmedim. Biliyor musunuz, eşim bana geçen haftasonu 2 bisiklet aldı. İkisi de bana değil tabii. Benim binbir hayalimden biri olan; iki sevgili eymir gölünün etrafında bisiklete binme isteğimi gerçekleştirdi. Kendisine biraz gereksiz geliyordu bu talep, erteliyordu. Ben de çocuk gibi gerçek olmayacağını bilerek her hafta sonu başlıyordum, "bi binemedik Eymir’de bisiklete" diye. Neyse taşınamadan bu şehre dair bir hayalimi daha gerçekleştirdim. Arabamıza yükledik bisikletleri tam tur olmasa da en az yarım tur gezdik Eymiri. Haftaya bisiklet sürerken kulağıma bir de ipod istesem, biraz Queen dinlesem, çok mu olur, yoksa sesimi duyan mı olur.


Tarih: 18:17, 27/3/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Okyanuslardan Derelere

Düşündüğünüz herşeyin daha önce düşünüldüğünü düşünmek biraz acı veriyor. İşte bloga ne yazıyım derken aklıma bu cümle geldi. Aslında Cansu Dere’nin bir röportajına biraz dem vurmak istiyordum, ama çok da sığ kalmamak için, öncesinde ben de Türkiyeyi sarsan olaylara biraz eğileyim dedim. Haddizatında Uluslararası İlişkiler mezunuyum ben. Siyasete biraz ilgisi olması gereken birisiyim. Hatta bu yönde de ekmek teknesini kurdum denebilir, ancak sonuçta günlük gazeteleri ve de tvyi takip ederek bilgi edinmekteyim, kendini sürekli siyaset konusunda yetiştiren bir insan değilim. Uluslararası yayınların da düzenli takipçisi değilim, denk gelirse okuyabilitedeyim. Sıradan bir vatandaş dersek bana, sıradan bir vatandaş olarak,  maalesef Ergenekon hakkında hiçbirşey anlamamaktayım. Hatta Susurluk hakkında da pek anlamamıştım. İnsanların tutuklandığını “aydınlık Türkiye için ışıkları kapat” kampanyasının yapıldığını hatırlıyorum, ama asıl suçlamalar ne, dava neyle ilgili bir türlü çözemiyorum. ABD’de böyle skandal davalar falan olduğunu biliyorum hatta derslerde bazılarını biz de incelemiştik, ama bir kere basına yansıdı mı birileri gözaltına alındı mı ne sebeple olduğunu bilmemiz de gerekmez mi. Madem ben zaten bu konularda pek de bişey bilmiyorum sığ sularda yüzmeye devam edip, okyanuslardan dereye geçeyim. ve Cansu Dere’nin röportajına geri döneyim.

 

Uzun zamandır aklımda Cansu Dere’nin röportajından bi kesit. Kendisi demiş ki ben öyle hiçbirşeye deli gibi bağlanmam yani bağlanmadım, kimsenin posterlerini duvarlarıma asmadım, işte ben düşündüm, ben astım. Bu neyi gösterir. Cocktail zamanı Tom Cruise’u astım. Hatta daha da önceleri garip bir gençlik dizisindeki Eduardo Capatilloya hayrandım. Kendi kendime beni görünce çok beğeneceğini düşünür, Müslüman olmadığı için babam evlenmemize izin vermezse ne olur diye hayal kurardım. Şimdi bu ismi bile hatırladığıma şaşmaktayım. Belki bu benim biraz zekası az olduğumu mu gösterir, belki de ben Ergenekonu o yüzden anlamadım. Bu operasyonlara  isimler nasıl konuluyor, kim koyuyor gerçekten bi de onu çok merak etmekteyim.


Tarih: 11:23, 26/3/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->